Duyguları ve Düşünceleri Anlamak

“Afrika’da her sabah bir ceylan uyanır, en süratli aslandan daha süratli koşması icap ettiğini yoksa öleceğini bilir. Afrika’da her sabah bir aslan uyanır, en yavaş ceylandan daha süratli koşması icap ettiğini yoksa aç kalacağını bilir. Aslan ya da ceylan olmanızın bir önemi yoktur. Yeter ki güneş doğduğunda koşmak zorunda olduğunuzu bilin.”
Afrika Atasözü
Herkesin hayatta bir pes etme noktası, yani artık bizlere ait olan bir parçayı bırakıp öteki türlü davranmaya başladığımız ve o parçamız olmadan yola devam ettiğimiz bir an vardır. Kişinin yaşamında gelişmesini engellemekten görevli olan bir olay, bir sarsıntı, acı bir yenilgi, aşkta hayal kırıklığı, hatta fena bir rastlantı olabilir. Bunun için psikolojik ve bedensel olarak sıkıntıda olan kişi, ilk ilkin kendisini bu pes etme noktasından kurtarmalıdır.
Her şey ilkin düşünceyle başlar, düşüncede var olduktan sonrasında gerçekte de var olmaya başlar. Yaşam oldukça basittir, şahıs ne ekerse onu biçer. Ruhundaki ve vücudundaki huzursuzlukları bilgili ya da bilinçdışı olarak kendisi oluşturur. Ruh ve beden, kanaat ve inanışların bir aynasıdır. Dinlemeyi bilirseniz bedeniniz daima sizinle konuşur. Bedenin her hücresi, aklınızdan geçen her düşünceye, söylediğiniz her lafa mukamele verir. Ruh ve bedendeki her huzursuzluğun mutlaka zihinsel bir sebebi vardır. Yaşadığınız psikolojik ve bedensel problemler ne olursa olsun, bunlar sizin iç dünyanızın dışarıya yansıyan sonuçlarıdır. Şu ana kadar yaşadığınız her şey geçmişin bir tekrarı, geçmişe dayanan kanaat ve inançların bir ürünüdür. Şu an ve şimdi, geçmişin bir tekrarıdır, zaman, mekân ve oyuncular değişse bile roller hep aynıdır.
Bu sürecin düzgüsel işleyişine mani olup, devamlı geçmişe bağlı kalırsanız, geçmişi bugüne taşırsanız, geleceği belirlemeye çalışırsanız, zihninizin tabii işleyişine mani olursunuz. Bunun sonucunu da ruhunuzda ve bedeninizde huzursuzluk olarak görürsünüz.
Nasıl düşünürseniz öyle yaşarsınız

Düşünceleriniz ve sözleriniz şu an yaşadıklarınızı belirler ve geleceğinizi yaratır. Olumlu düşünürseniz iyi hissedersiniz, negatif düşünürseniz huzursuz olursunuz. Kendinizi huzursuz hissettiğinizde aklınızdan geçen kanaatleri ve hissettiğiniz duyguları gözden geçirin. Duygularınızın ve düşüncelerinizin altında yatan bilinçdışı ve otomatik kanaatleri ayrım etmeniz ve bunlardan kurtulmanız kendinizde şifa bulmanın ilk adımıdır.
Sizi öteki canlılardan ayıran ve değişik kılan “düşünce”dir. Yaşamda her şey düşünceyle başlar. Düşünce sonsuzdur ve “doğurgan bir ana” gibidir, zira kanaat “duyguları doğurur”. Bir düşünceden birden fazla duygu doğabilir. Doğan duygular gelişerek davranışlara dönüşür. “Davranışlar” eylemler, söylemler ve seçimlerden oluşur. Düşünce tıpkı bir tohuma benzer, ne ekilirse o biçilir. Bir gül tohumundan çalı, çalı tohumundan da gül büyümeyeceği gibi, negatif düşüncelerden de müspet duygular ve davranışlar doğmaz. Olumlu düşünceler de mutlaka müspet duygular ve davranışlar ortaya çıkarır. Hangi kanaat tohumunu ekeceğiniz sizin elinizdedir. Düşüncelerinizi yönetebilirseniz, duygularınızı ve davranışlarınızı değiştirebilme gücüne haiz olursunuz. Düşüncelerinizi siz belirlersiniz, onlar da hayatınızı ve geleceğinizi şekillendirir.
Hayatınızı yöneten düşünme biçiminiz sizi başarıya ve mutluluğa ya da başarısızlığa ve mutsuzluğa götürebilir. Çünkü dış dünya üstündeki kontrolünüz kısıtlı ve geçicidir. Bu nedenle de mutluluğunuzun belirleyicisi dış koşullar ve vakalar değil, onlar hakkındaki düşüncelerinizdir. Herkesin sevinçli olmak için gerekli olanlar sıralaması vardır. Örneğin, sağlık, iyi bir iş, büyük bir servet, hoş ya da yakışıklı bir eş, güvenilir bir gelecek vb… Bu listedekilere haiz olduğunuzda sevinçli olacağınızı düşünebilirsiniz. Ancak bir de şu şekilde düşünün:
Büyük bir servete haiz olabilirsiniz ama servetiniz bir gün içerisinde yok olabilir, iyi bir işiniz olabilir ama bir gün içerisinde işten ayrılabilirsiniz, sağlığınız yerinde olabilir ama bir gün içerisinde başınıza bir kaza ya da rahatsızlık gelebilir. Bu durumda mutluluğunuz bir gün içerisinde yok olur mu? Hayır, siz yok bulunduğunu sansanız da yok olmaz. Çünkü sevinçli olmak için aslında hiç bir şeye ihtiyacınız yoktur. Hayatınız süresince yapmış olduğunuz her şey bir saadet arayışıdır, zira insan doğuştan sevinçli olmaya programlanmış ve yaşam mutluluğa adanmıştır.
Beden ve zihin arasındaki bağ

İnsanın bedeni ve zihni birbiriyle devamlı irtibat halindedir. Zihinden geçeni gövde yapar, vücudun yaptığını da zihin belleğe kaydeder ve ileride tekrardan kullanmaya hazır bir halde tutar. Olaylar arasında bağ kurabilme, belleğe kaydedilmiş bu bilgilerin sentezlenerek tekrardan eyleme dönüştürülmesi işlemidir. Bilinçdışı vücudun bütün işlevlerini, koşullarını ve duyumlarını denetler.
Zihin ve vücudun bir bütün olarak çalıştığını yayınlayan çoğu ilmi çabalama vardır. Örneğin, bir kişinin gözleri kapattırılarak eline soğan diye elma verilmiştir, soğanı ısırdığı telkini verildiğinde yüzünü buruşturmuş ve gerçekte elmayı ısırmasına karşın hipnoz altında soğanın kokusunu hissetmiştir. Bir başkasına ise bir demet ot uzatılmış ve otların ısırgan otu olduğu söylendikten sonra, dokunması telkini verilmiştir, şahıs otlara dokununca kaşınmaya başlamıştır. Kısacası telkin alan zihin aslında reel ile hayali, reel ile düşünceyi ayırt edemez. Aslında bu tek cümlelik malumat kişinin yaşamını büyük miktarda değiştirmeye yetebilecek bir bilgidir. Yani şahıs çiçeklerle dolu bir tarlada olmasa dahi, onu hayal ederek hakikaten de orada bulunmuş hissini yaşayabilir. Peki, şahıs bunu en iyi iyi mi yapabilir? Bunun en iyi yolu içten gelen hayal etme kabiliyetini ortaya çıkarmaya çalışmaktır. Hayal kurmada ilk zamanlarda zorluk çeken kişiler olabilir, ilk başlarda şahıs gözünün önüne bir şeyler getiremiyor olabilir, bu durumda düşünceyle bu tarz şeyleri hazırlamaya çalışmalıdır. Çünkü her insanoğlunun içerisinde var olan bu tabii kabiliyet vakit içerisinde geliştirilebilir.
Bilinçle düşünüp, istediklerinizi bilinçdışı gerçekleştirir. Aynı şekilde kullanılan ilaçlar, meydana getirilen cerrahi müdahaleler iyileşeceğine dair itikat olmadan belli bir yere kadar etkili olabilir. Çünkü insan bedeninde hem iyileştirici hücreler hem de huzursuz yapan hücreler vardır. Bilinçdışı hangisini harekete geçirirse bütün vücut ona göre çalışır. Bilinçdışının bu iyileştirici potansiyelinden isteyen hepimiz yararlanabilir. Ne hekimler ne terapistler ne de öteki ruh sağlığı profesyonelleri bir danışanı iyileştiremez, yalnızca onun zihnindeki engelleri ortadan kaldırabilir, kendi içerisindeki şifayı bulmasına destek olabilir, kendi yolunu bulmasına rehberlik edebilir. Fiziksel olarak hepimiz bir enerjidir. İnsanlar evrensel enerjinin birer parçasıdır.
Duyguları anlamak
Duygular birer habercidir, insanoğlunun iyi ya da fena hissetmesine niçin olurlar. Ancak tıpkı davranışlar gibi mutlaka insanı iyi ya da fena yapmazlar. Kötü bir davranış sergilemek ya da fena bir duygu hissetmek o kişiyi fena bir insan yapmaz; meydana getirilen davranış kötüdür, hissedilen duygu kötüdür, o kadar… Düşünceler, duygu değildir ama duyguların öncülleridir. Kişiye makul gelen ve o an için o koşullarda doğru olarak kabul etmiş olduğu ya da karşı çıkmış olduğu düşünceler vardır. Yani düşüncelerin doğruluğu ya da yanlışlığı tartışılabilir ama duygular mevzubahis olduğunda bunu yapmak doğru olmaz. Çünkü duyguların doğrusu hatası yoktur.
Duygular kişiseldir ve o durumu yaşayan şahsa aittir. Sonuçta bir duygunun niçin hissedildiği değil, o duyguyla neler yapıldığı ve iyi mi davranmış olduğu önemlidir. Duyguları, davranış gibi algılamak da sık meydana getirilen bir yanlıştır. Kişi bir davranışı yapmayı ya da yapmamayı seçebilir ama bir duyguyu hissetmeyi ya da hissetmemeyi seçemez. Çünkü duygular düşüncelerin bir ürünüdür; bir kişiyle, bir vakayla alakalı düşüncelerin bir sonucudur. Pek oldukça insan duygularını anlamak, ne anlama geldiklerini düşünmek, geçmişteki hatıralarıyla, şu an ve şimdi yaşadıklarıyla bağlantılarını oluşturmak ve kendisine iyi mi destek olacaklarıyla ilgilenmek yerine, negatif duyguların niçin olabileceği davranışlardan ürker ve o davranışlara yol açabilecek duyguları yok saymayı tercih ederek o davranışlarda bulunmamak için duygularını bastırmaya çalışır. Ancak bunu yaptıkça da kendisini kaybeder, kendi benliğine yabancılaşır.
Düşünceler duygulara yol açar

Karşılaştırmalar yapma, ayırma, tevhit ve yöntemleri kavrama yetisine “düşünme”, bunların kararında erişilen sonuca da “düşünce” denir. Ruhun kendine önem vererek kendi işlemleri ile alakalı malumat edinmesi olan “düşünme”, var olmaktır, yargılamaktır. “Duygu” ise, insanoğlunun mutlu, kederli, öfkeli, coşkulu ya da korku içerisinde olması gibi, bir vaziyet içindeyken hissettiklerini özetleyen bir sözcüktür. Her duygu, bir düşünceden kaynaklanır. Duygular vücutta muhtelif değişikliklere yol açar. Örneğin, korku ve kaygı, mide kasılmalarına; üzüntü, boğazın düğümlenmesine; öfke, yüzün kızarmasına niçin olabilir. Duygular vücutta gözle görülür değişimlere de yol açarlar; kol, bacak ya da gövde kaslarının gerilmesi gibi… Duygular insanlara yardım edecek gizli saklı bir güce sahiptir. İnsanları birbirine bağlama gücü olan duygular, iyi seçimler yapmanın, doğru kararlar almanın ve gövde dilinin şekillenmesinin temelidir. Beden dili duyguları yansıtır; öteki insanlarla iletişim kurarak onlara neye gereksinim duyulduğunu söyler.
Bunun için insanların kendilerinin ve çevrelerindeki insanların haiz olduğu duyguları tanıması ve yönetebilmesi gereklidir. İnsan ne düşünürse öyle hisseder ve iyi mi hissediyorsa da öyle düşünür. Zihin ve gövde bir döngü içerisinde birbirini etkiler. Özetle bir vaka hakkındaki düşünceler, duygulara, duygular bedensel değişikliklere, bedensel değişiklikler de eylemlere (davranış), söylemlere (sözler) ve seçimlere niçin olur. Ve insan eylemlerinin, söylemlerinin ve seçimlerinin sorumluluğunu aldıkça olgunlaşır, ruhu huzur bulur.
Düşünce soğuktur, duygu sıcaktır
Bir duyguyu yaşamak bir vaziyet içerisinde olmayı gerektirir. Örneğin, her insan bazı zamanlar ölümü düşünür, sözünü eder ama bunun genelde bir anlamı olmaz. Kişi sevilmiş olduğu bir yakınını kaybettiğinde ölümü harbiden hisseder. Bu nedenle kanaat soğuktur, duygu sıcaktır. Mesela aşk üstüne binlerce şarkı söylenir, binlerce kitap yazılır ama gene de şahıs aşkın ne anlama geldiğini tam anlamıyla hissedemez. Bir gün âşık olduğunda dünyası sarsılır, iliklerine kadar hisseder, aşkın kendisi olur. Aynı şekilde insan güllerle alakalı yazılmış binlerce şiir okuyabilir ama gülü koklayana kadar gülün kokusunu alamaz.
Duygu regülasyonu

İnsanoğlu romantik açıdan katiyen büyümez. Duygularımız olgunlaşmaz, bir çocuk gibi sahiplenilmeyi ve anlaşılmayı bekler dururlar. Bir erişkin olarak mutsuzluğu da öfkeyi de üç yaşındaki bir çocukken yaşadığımız gibi yaşarız. Çocuk parçamız için duygularımız iyi ya da fena değildir, yalnızca deneyimlenmelidir. Bu tecrübesi “yetişkin parça”mızla yaşadığımızda “duygu regülasyonu” yapmış oluruz ama “çocuk parça”mızla yaşadığımızda geçmişi ve geçmiş romantik tepkilerimizi tekrardan etmiş oluruz. Bu nedenle duygularımızı anlatım ediş biçimimiz “olgun” ya da “çocuksu” olabilir. Duygular vakit ve sınır tanımaz ama regüle edilebilir, yani düzenlenebilir.
Duygu regülasyonu, “kendimizi sakinleştirme ve duygularımızı bilincimizin kontrolünde deneyimleme becerisi”dir ve “içsel konuşma” şeklinde yapılır. Samimi ve erişkin ilişkiler için bizi hiç terk etmeyen çocuk parçamızla iyi bir etkileşim içerisinde olmamız ve duygu regülasyonu yapmamız gerekir. Örneğin; hiddet gibi kuvvetli bir duygu yaşadığımızda, yakıp yıkmak, kırıp dökmek yerine, kendimize “Duygum oldukça kuvvetli ama aklımla hareket etmeliyim.” diyebiliyorsak duygu regülasyonu yapıyoruz demektir. Çünkü akılla hareket etmek, duygu yoğunluğu yaşayan sağ beynimizden, daha mantıklı düşünen sol beynimize geçişi elde eden oldukça mühim bir anahtardır. Böylece yaşadıklarımıza ve hissettiklerimize yukarıdan ve dışarıdan bakabilir, onları daha net değerlendirebilir ve gereksinimlerimizi daha aleni bir halde görebiliriz.
Ancak çocuklar, nevrotikler, ağır benlik bozukluğu ya da şizofrenik vaziyet yaşayan kişiler genelde duygu regülasyonu yapamazlar. Bu nedenle sakinleşmek için muhtelif “davranış bozuklukları” sergilerler. “Her türlü duygu gerçektir, insanidir, normaldir ve sahiplenilmelidir” mantığı ile meydana getirilen duygu regülasyonu, çocuklukta öğrenilir, ergenlikte pekiştirilir, yetişkinlikte de olgunlaştırılarak son halini alır. Hissedilen duygular saçma, gereksiz, anlamsız, anormal, abartılı ya da düzmece değildir. Ancak her duygu, tıpkı rüzgârın önündeki bir bulut gibi gelip geçicidir. İyi ya da fena duygu yoktur. İyi ve fena nitelemeleri, belli bir duyguyu yaşarken o duygunun uyandırdığı pay göre kişinin yapmış olduğu subjektif yorumlardır.
Çocuklukta içimize yerleşen çoğu duygu hayatımızın bir ögesidir ve duygularımızı düzenlemek negatif duygulardan kurtulup onları hayatımızdan tamamiyle çıkarmak anlamına gelmez. Duygularımızı regüle etmek, negatif duygularla kendimize ve çevremizdekilere zarar vermeden etkili bir halde baş etmek anlamına gelir. Çünkü çocuklukta içimize yerleşen duygulardan kurtulmak, onları silmek olası değildir. Bu nedenle duygu regülasyonunda aslolan gaye duygularımızı ortadan kaldırmak değil, “duygularımıza verdiğimiz tepkileri değiştirerek” daha sevinçli ve daha rahat bir yaşama haiz olmaktır.
4D döngüsü

Düşünce, duygu, duyum ve davranış döngüsünü “4 D döngüsü” olarak adlandırıyorum.
Olaylar ya da kişiler hakkındaki düşüncelerimiz (D) duygularımıza (D), duygularımız bedensel duyumlara (D) ve bir davranış (D) ya da bir sonuçta eylemlerimize, söylemlerimize ve seçimlerimize yol açar.
Duygularımız bizi belli şekillerde davranmaya iter. Duygu regülasyonu yaparak negatif duygularımızın bizi yönlendirdiğinin tam tersi şekilde davranmamız mümkündür. Bilinçli olarak doğru davranışları seçmek, duygularda müspet değişiklikler sağlar. Örneğin; bir şeyden korktuğumuzda ondan kaçmak yerine, korkumuza karşın ona yaklaşmak, orada kalmak, bakış açımızı değiştirmek, bizlere iyi gelecek davranışlarda bulunmak duygularımızda müspet değişiklikler yaratır. Moralimiz sorunlu olduğunda gülünç bir film ya da keyifli bir tv programı izlemek, bizi sevinçli eden şarkılar dinlemek, spor yapmak, tabiat yürüyüşlerine çıkmak, duygularımızda müspet değişiklikler olmasını sağlar.
4 D döngüsünün birinde yaratılacak değişim, domino etkisiyle diğerlerinde de değişime yol açar. Ancak duygularımızı direkt olarak değiştirmemiz zordur, yani mutsuzken “Mutlu olmak istiyorum” diyerek sevinçli olamayız ama mutsuzluk duygumuzu sahiplenerek, mutsuzluğumuza niçin olan düşüncelerimizin farkına varıp, onları değiştirerek ya da bizi sevinçli edecek davranışları bilgili bir seçim olarak hayata geçirerek, duygularımızda istediğimiz değişimi gerçekleştirebilir ve sevinçli olabiliriz. Örneğin; “Kimse beni sevmiyor” diye düşünmemiz üzülmemize niçin olur.
Bu şekilde negatif bir duygu hissettiğinizde yapmamız gereksinim duyulan ilk şey durmak, derin bir soluk almak ve mutlaka otomatik bir reaksiyon vermemektir. Sonra da “Aklımdan hangi düşünceler geçiyor?”, “Şimdi ne olacağını düşünüyorum?”, “Olabilecek en fena ve en iyi şey ne?’, “Bu durumla alakalı daha realist alternatif düşünceler neler olabilir?”, “Bu duruma öteki yönden bakabilir miyim?”, “Yaşananları yanlış yorumluyor olabilir miyim?”, “Daha ilkin benzer bir durumla iyi mi başa çıkmıştım?”, “Bu durumda olan öteki bir insana ben iyi mi bir yorumda bulunurdum, iyi mi düşünmesini, iyi mi davranmasını öneri ederdim?” gibi sorular sorarak realist olmayan ve kendinize zarar veren düşüncelerinizi değiştirebilirsiniz. Böylece kendiniz için İdeal davranış biçimini belirleyerek duygularınızda müspet değişiklikler gerçekleştirebilirsiniz.
Web
YouTube
Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının orijinal düşünceleridir ve Onedio’nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio
Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.