Merhamet ve yardımlaşma duygumuzu zor zamanlarda nasıl koruyabiliriz?

6 şubat tarihinde yaşadığımız zelzele afetinin ruhumuzda birçok ruhsal fay kırıklıklarına da neden olacağını tahmin edersiniz. Bunlardan biri de yardımlaşma davranışımızın temelindeki acıma duygumuzun zarar görmemesi. Lütfen dikkatinizi çekmek istediğimiz bu mevzuya bir göz atın. Ve bu konudaki düşüncelerimizin tamamını bir bütün olarak değerlendirin.

MERHAMET ÇINARIMIZI KORUYALIM

Çeşitli mecralardan edindiğimiz “yardım göndermeyin, tırcılar bölgelere döküyor, israf oluyor, eski eşya göndermeyin, saçma sapan şeyler göndermeyin, yağma yapılıyor, afetzedeler ihtiyaçlarının haricinde ve fazlasını stokluyor, yardımlarda insan seçiliyor, yol kesilip yardımlar talan ediliyor, vb” birçok bilgi, maalesef bizlerin yardım tutumlarını etkiliyor. Bununla beraber (afet travmasının şok tesirleri bağlamında düşünmemiz gereken) afetzedelerin de, gelen kıyafetlerin renk desen seçmesi, asla kullanılmamış ayakkabıların kutusunu açıp, bir tanesine karar verene kadar deneyip deneyip, açtığı kutulara denemiş olduğu ayakkabıları koymadan, ortalığa atıp karıştırması ve bağışların kullanılamaz hale gelmesine neden olması, vb haberlerden dolayı, bizi insan kılan acıma pınarlarımızın kurutulmasına müsaade etmeyelim. Merhamet ve diğergamlık duygusu öteki zaman da bize lazım olacak. İlk başta coşkun bir coşku ve aidiyetle giriştiğimiz yardımlaşma seferberliğinden bu ve aynısı haberlerden kaynaklı ilkin geri istifa evresine, sonra duyarsızlaşma sürecine giriyoruz. Sonrasında da en kötüsü ise bu öğrenmenin öteki bir zamana ya da vakaya aktarım edilmesi gerçekleşiyor. Merhamet duygusuna ihtiyacımız olacak bir öteki zamana bu öğrenilmiş çaresizliğin aktarım edilmesi, izleyici rolünü kabullenme gibi bir talihsizliğe neden oluyor. Ve artık yardımlaşma tutumumuz acıma duygumuzla beraber bir öteki enkaza dönüşen evreye geliyor.

MERHAMET BİZE HER ZAMAN LAZIM

Rahman ve Rahim’den beslenen acıma çınarı, insanlar için en mühim duygulardan birisidir. Merhamet Küllinin cüziye en büyük armağanlardandır. Merhamet sevkettiği davranış bakımından insanı iyi eden bir cevherdir. Çünkü acıma duygusunun sevk etmiş olduğu davranışlardan biri olan “yardım etmek”, zenginin fakire yönelik bir iyilik eylemi değildir. Aynı şekilde yardım etmek güçlünün zayıfa, üstün asta, amirin memura, oldukça bilenin azca bilene yönelik bir iyilik eylemi değildir. Yardım etmek aslında kişinin kendisine yönelik yaptığı bir iyilik eylemidir. İnsana bir öteki insana yardım etmekten daha iyi gelen bir öteki şey yoktur diyen From tam da bunu kasdetmiş olabilir. Kalbinde acıma isimli çınar olandan umut kesilmemesi için kendimizi de iyileştirecek bu çınarı baltalamamak gerekir. Çünkü acıma sevginin daha kapsayıcı bir mertebesidir.

Özellikle son yıllarda meydana getirilen birçok ilmi araştırma, yardım tutumlarının ruhsal sağlığımıza, müspet duygulara, bilhassa de mutluluğa katkıda olduğunu göstermektedir. Bununla beraber bunun yanı sıra sevinçli insanların da daha oldukça yardım içeren davranışta olduğunu bulgulanmıştır. Yani hem yardım davranışları mutluluğu arttırıyor, hem saadet yardım tutumlarımızı teşvik ediyor. 

MERHAMET VE YARDIMLAŞMA EN ÇOK KİŞİNİN KENDİSİNE İYİ GELİYOR

Başkalarından yardım ve acıma gören insanların yardım etmeye daha oldukça meyil gösterdikleri biliniyor. Bununla beraber müspet duyguları daha oldukça yaşayan ve kendilerini daha sevinçli hisseden kişilerin ise, nispeten depresif hissedenlere göre yardımlaşmaya ve yardımcı olmaya daha oldukça meyilli olduğu görülüyor. Merhametli yardımlaşan kişilerin beyin aktiveleri MR cihazıyla takip edildiğinde, beyinde haz ve ödül alındığında çalışan bölgelerle aynı şekilde çalmış olduğu dopamin hormonu salgılandığı belirleme ediliyor. Gönüllü davranışlar içerisinde bulunan insanların yaşamdan doyum seviyelerinin arttığı ortaya çıkıyor. Örneğin azca bir miktar para verilen üniversite öğrencilerinin bir kısmından akşama kadar kendileri için bir şeyler almaları, diğerlerinden ise bir arkadaşları ya da aile üyeleri için bir şeyler almaları isteniyor. Gün sonunda karşılaştırıldıklarında başkaları için bir şey alan öğrencilerin daha sevinçli hissettikleri görülüyor.

Kendimizi yıpratmayacak ve tüketmeyecek şekilde yardımlaşmak, bu tarz şeyleri yaparken empati gibi birtakım becerimizi geliştirmek ve bundan kaynaklı bir şeyler öğrenmek, oldukça daha iyi hissetmemize yardımcı olacaktır. 

Bunlarla beraber bumerang tesiri düşünülmeden meydana getirilen yardımlar ilaveten daha da kutsaldır. Birbirine borçlu olduğunu düşünerek yardımlaşırken ‘ben üstün bir insanım, bak yardım ediyorum’, ‘onun bende hakları var onun için yapmam lazım’ diyerek yani üstencil bir bakışla bencillik yapılırsa tam yardım olmuyor. Muhakkak boşa gitmiyor fakat yardım teriminin altını tam anlamıyla doldurmuyor. ‘Sessiz yardım, sessiz iyilik’ kavramları sağ elinin verdiğini sol elinin bilmemesi kaidesini destekliyor. İnsan asla kimseye göstermeden iyilik yapmayı başarırsa kendi egosunu ahlak edebilir.

MERHAMET DUYGUMUZU NASIL KORUYACAĞIZ?

1-Bireysel yardım planınızı daha önceden belirleyin: Her türlü talihsizliğe karşın iyi mi bir insan başarısı ortaya koyabilirim? Yerine öteki parıltı konulamaz hangi aydınlığı ışıtmaya yetkinim? Eksik olan neyi tamam etmek suretiyle varım? Gibi soruların yanıtlarını arayarak, afetlerde yapabileceğimiz en benzersiz ve bir başkası tarafınca yapılması bizlik daha zor yeteneğimizin enerjisini keşfedelim. Ne yaptığımızın önemiyle beraber iyi mi yaptığımızın da değerli olduğunu bilelim. Bir hastanede enfeksiyonla savaşım eden hijyeni elde eden temizlik kahramanları da minimum doktorlar kadar mukaddes bir iş yapıyorlar yaşam kurtarma bakımından. Kendimizin kuvvetli olduğu alanda yardım planımızla beraber bilgi, tecrübe, gövde gücü, yeteneklerimiz, maddi öteki alanlarda da yapabildiklerimizi dikkatsizlik etmeyelim. 

2-Örgütsel yardım planınızı yapın: Yardımın örgütlü organize ve koordineli yapılması kaynakların isabetli kullanılması bakımından önemlidir. AFAD, KIZILAY, İHH gibi büyük organizasyonların çatısı altında kurumsal ve bireysel organizasyonunuzu hazırlayın. Şu anda 21. yüzyıl becerisi olan yardımlaşma nitelik sistemlerinin işareti olarak kabul edildi. Özellikle 21. yüzyıl becerisi ekip çalışmasıdır. Asıl başarı, bireysel başarıdan oldukça ekip başarısında yatıyor. Bunu da destekleyen nörobilim oldu. Nörobilim insanoğlunun ilişkisel bir mevcudiyet olduğunu belirtiyor. İnsan zihni tek başına yaşamaya göre programlanmamıştır.

3-İşlevsiz etkileşimlerden uzak duralım: Kötü örneklerin moral bozucu rüzgarından içimizdeki acıma çınarını güvenliğini sağlamak için yardımlaşma duygumuzu zedeleyecek işlevsiz, anlam anlatım etmeyen vakaları yaymayalım, bilelim ki her şey o istisnadan ibaret değil, ilaveten o davranışı sergileyen kişilerin afetzede psikolojisi içerisinde şok davranışları sergileyen biri olduğunu düşünüp aklı selimimizi koruyalım. Beynimiz olumsuzu görmeye ve hatırlamaya meyilli olabilir, o yüzden olmamasını istediklerimizi değil olmasını istediklerimizi konuşalım. Herkesin basın mensubu olduğu bu toplumsal medya çağlarında basın mensupları da bu hususta duyarlılık göstermeye daha itinalı olmalı.

4-Yardımdan kaçınırsak fena hissederiz: New York Sağlık Geliştirme Enstitüsü, yaşamını gönüllülük hizmetlerine adamış olan 3 bin 300 gönüllü üstünde yaptığı araştırmada; grubun yüzde 95’inin, yardım etme eyleminden sonra gerilim düzeylerinin düştüğünü vurguladı. Cornell Üniversitesi’nde 427 hanımı içerisine alan 30 senelik bir araştırma, gönüllü çalışmanın uzun ve sıhhatli yaşamanın temel belirleyicilerinden biri olduğunu ortaya koydu. San Francisco Üniversitesi’nden Koruyucu Hekimlik Profesörü Dr. Dean Ornish ve Harvard Tıp Fakültesi’nden Kardiyolog Dr. Herbert Benson, başkalarına yardımı içerisine alan gönüllü etkinliklere katılımı, bütün rehabilitasyon programlarına koyduklarını anlatım ediyor. Yalnız yaşayanların bu tür etkinliklere katılanlara kıyasla beş kat daha yüksek risk grubunda olduğu da açıklandı. Gönüllülük ve hizmet insanları birbirine bağlar, yeterlilik duygusunu güçlendirir, güzel zaman geçirmelerini sağlar ve kendileri kuvvetli hissetmelerine yol açar.

5-Kibirden kurtulalım: Araştırmalar, insanların refah ve maddi mevcudiyet merdiveninde yükseldikçe empati ve acıma duygularının azaldığını ve haiz olduklarını hak ettikleri (ben alevden yaratıldım, o topraktan ben daha üstünüm isyanı bu kibrin asıl kaynağıdır) konusu ile ilgili kuvvetli bir itikat geliştirdiklerini düşündürüyor. Batı kültüründe yardımlaşmak, birine yardım etmek, yardım almak bir zaaf olarak görülüyor. Zaaf olarak görüldüğü için bireyselleşmeye engel oluyor tarzında bir kanaat var. Nietzsche’nin bu hususta bir lafı vardır. Diyor ki; “Yardımlaşmak, tevazu işletme maliyetini artırır.” Neden kendi ayağı üstünde duramayan insan, tabii seçilim yasasına göre yok olup gitsin? Ona yardım etmek zorunda değiliz” tarzında bir yaklaşım laf konusuyken bizde ‘Komşusu açken tok yatan bizlerden değildir’ lafı kültürümüzün en mühim sloganlarından biri.

6-Fırsatçıların ekmeğine yağ sürmeyelim: Ekonomik, siyasi, itibar, ihtiras, rövanş ve hesap görme, güç devşirme  hırsları ardında koşan şahıs ve kurumların fena niyetlerine alet olmamak için fitneden uzak durmak oldukça önemli. 

Özetle bizi insan kılan acıma duygumuzu asla kimsenin insafına bırakmayalım. Olumsuz haberlere karşın içimizdeki yardımlaşma duygusunu canlı ve kuvvetli tutabiliyorsanız ne sevinçli size.

Bir yanıt yazın